5. İstanbul Japon Filmleri Festivali
Mart 11th, 2008Bu PerÅŸembe-Pazar arasında (13 Mart - 16 Mart), Japon ustalarına ait filmlerin gösterileceÄŸi 5. İstanbul Japon Filmleri Festivali, Levent Kültür Merkezi Onat Kutlar Sinema Salonu’nda sinemaseverleri bekliyor. Toplam 8 filmin gösterileceÄŸi ve filmlerin ücretsiz izlenebileceÄŸi festivalde, tüm filmler Japonca seslendirmeli, Türkçe altyazılı olacak.
Festival programı
13 Mart PerÅŸembe
19:00 Açılış Töreni
19:20 HER ZAMAN -3.CADDE’DE GÜNBATIMI-
14 Mart Cuma
11:30 MAHFUZ KILIÇ
14:30 RAÅžOMON
16:30 NARAYAMA TÜRKÜSÜ
19:00 GALAKSİ EKSPRESİ 999
21:30 NABBİE’NİN AÅžKI
15 Mart Cumartesi
14:00 ZAMANDA YOLCULUK EDEN KIZ
16:00 GALAKSİ EKSPRESİ 999
18:30 SUMO YAP, SUMO YAPMA
20:45 MAHFUZ KILIÇ
16 Mart Pazar
10:00 NARAYAMA TÜRKÜSÜ
12:30 ZAMANDA YOLCULUK EDEN KIZ
14:30 SUMO YAP, SUMO YAPMA
16:40 HERZAMAN -3.CADDE’DE GÜNBATIMI-
19:15 NABBİE’NİN AÅžKI
21:10 RAÅžOMON
İzlediÄŸim ilk David Lynch filmiydi Mulholland Drive. Gayet normal baÅŸlayan filmden bir yerden sonra kopmuÅŸtum, aklım darmadağın olmuÅŸtu. Filmin sonundaysa kendimi tam bir salak gibi hissetmiÅŸtim. Nihayetinde, egomu korumak adına, anlamadığım için filme ve yönetmene söven “genel izleyici kitlesi”nden birine dönüşüvermiÅŸtim. Sonra fark etmiÅŸtim ki film bitmiÅŸ çoktan, ben dumura uÄŸramış bir yaratık olarak saf saf ekrana bakakalmıştım. Kafamda sahneleri ve senaryoyu oturtmaya çalışırken, kalkıp yatağıma yatamamışım. “Abi dur ben burayı şöyle anladım, insanlar da öyle mi demiÅŸ acaba?” diye diye bi ton internet sayfasında dolaÅŸmışım, sabahın dördü olmuÅŸ, gözlerim kızarmış; fakat hala 2+2=4 kesinliÄŸinde bir cevaba ulaÅŸamamışım. En sonunda sevgili Lynch de dememiÅŸ mi ki “Bu filmden ne anlıyorsanız bu film odur”, “Hay allah razı olsun! Ben bi gidip yatayım yarın dinç kafayla bir daha bakarım” sevinciyle ertesi güne ermeye davranmışım; ancak yatınca uyuyabilmek ne mümkün? Adamın birinin rüyasında gördüğü korkunç yaratığı, sürekli gittiÄŸi kafede birine anlatan ve sonra o yaratığı dışarıda, duvarın ardında görüp de öldüğünü, dakikalar önce izleyen ben deÄŸil miydim? Olur ya ben de biraz sonra, her zaman rüyamda gördüğüm ama tanımadığım o adamı görür de yarın sabah uyandığımda karşı evin kaldırımında o adamı görüp ölürsem? Ya sonra hopp diye, oyun oynamayı seven bir yönetmenin/yazarın beynine girip rüya gibi film ya da film gibi rüyanın kahramanı olursam?
Hâlâ öyle midir bilmem ama ilkokuldayken tatil dönüşlerimizde “Tatilde neler yaptık?” sorusuna cevaben kompozisyonlar yazardık. Åžimdi eskilerden bir filmi yazımın konusu olarak ele alırken, aklıma iÅŸte bu ilkokul günlerim geldi. Nereden çıktı ÅŸimdi bu demeyin; zira ÅŸimdi o günlerden esinlenerek “Tatilde izlediÄŸim filmler” tadında, tatilin en büyük nimeti olan “boÅŸ zaman”larımda izlediÄŸim bazı filmleri filmkeyfi takipçileriyle paylaÅŸmak istiyorum. Öncelikle ortalama bir izleyici olarak beÄŸenimi kazanan, “kaliteli bir film” diyebileceÄŸim Son Metro ile açılışı yapayım. “Kaliteli” dedim; çünkü sinemanın 3 altın anahtarı olan yönetmen-oyuncu ve hikayenin güçlü biçimde birbiriyle kucaklaÅŸması bu film. Fransız Sineması’nda yönetmen olarak öncelikle anılan isimlerden biri olan François Traffaut yönetmindeki bu filmde, Gérard Depardieu ve Catherine Deneuve baÅŸrolleri paylaşıyorlar. 1980 yapımı olan film, 1940′lı yıllarda; yani 2. Dünya Savaşı sırasında Naziler’in Fransa’ya kadar uzandığı bir dönemde geçiyor.
Hayatınız sona ermeden önce yapmak istediÄŸiniz ÅŸeyleri düşündünüz mü hiç? Peki bunlardan bir liste hazırladınız mı? “Åžimdi Ya Da Asla” (The Bucket List) tam da bu konu üzerine bir film. Biri çok zengin ama yalnız, diÄŸeri ise fakir ama mutlu iki yaÅŸlı adamın hayatları bir hastane odasında kesiÅŸir. Bundan sonrası, ÅŸu dünyadan göçmeden önce (to kick the bucket) yapmak istediklerini gerçekleÅŸtirecekleri dram ve komedi yüklü bir macera olacaktır.
ÇaÄŸan Irmak’ın beklenen filmi Ulak bu hafta vizyona girdi. Kadrosunda Irmak’ın vazgeçilmez oyuncuları Åžerif Sezer, Çetin Tekindor, Hümeyra ve Yetkin Dikinciler’i barındıran film bizlere zamansız ve mekansız bir masal anlatıyor. Filmin öyküsü, bir seyyahın uÄŸradığı her köyde anlattığı bir öykü üzerine kurulu. Ulak İbrahim’in öyküsünü, filmdeki farklı karakterlerin anlatısı, rivayeti ve gerçek olay üzerinden ve sondan baÅŸa doÄŸru izliyoruz filmde. Bu kurgu, filmin en dikkat çekici özelliÄŸi. Gelgelelim hikayenin çok çarpıcı olmaması, sürekli bir ahlaki mesaj verme kaygısı taşıması, seyirciyi “aÄŸlatmak” için gereksiz çaba sarfetmesi filmin olumsuzluklarından. Filmin bir diÄŸer “garipsenebilir” yanı ise, aynı oyuncuların Babam ve OÄŸlum’daki rolleriyle paralel rollerde karşımıza çıkması ve seyircinin ister istemez iki film arasında çaÄŸrışımlar yaÅŸaması gibi gözüküyor. Çok baÅŸarılı oyunculuk performanslarına raÄŸmen hikayedeki eksiklikler -mesela çarpıcı bir son- büyük beklentilerle vizyona giren filmde bu beklentilerin karşılanıp karşılanmayacağı konusunda soru iÅŸaretleri uyandırıyor.
Cem Yılmaz’ın
Her ne kadar Oskarlar gibi büyük ölçekli ödül törenleri, grev yüzünden tehlikede gibi görünse de, Görsel Efektler Cemiyeti’nin töreni planlandığı gibi yapılacak. Bu yıl altıncısı düzenlenen ödül töreni için adaylar: