80. Oscar Ödülleri
Salı, Şubat 26th, 200880. Oscar ödülleri sahiplerini buldu. Ethan Coen ve Joel Coen kardeşlerin filmi “İhtiyarlara Yer Yok” (No Country for Old Men), En İyi Film, En İyi Yönetmen, En İyi Uyarlama Senaryo ve En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu dallarında tam 4 ödülle ayrıldı geceden. İşte ödüllerin tam listesi:
-En İyi Film
İhtiyarlara Yer Yok
-En İyi Erkek Oyuncu
Daniel Day-Lewis-Kan Dökülecek
-En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu
Javier Bardem-İhtiyarlara Yer Yok
-En İyi Kadın Oyuncu
Marion Cotillard-Kaldırım Serçesi
-En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu
Tilda Swinton-Michael Clayton
-En İyi Yönetmen
Ethan Coen & Joel Coen-İhtiyarlara Yer Yok
(more…)
İzlediğim ilk David Lynch filmiydi Mulholland Drive. Gayet normal başlayan filmden bir yerden sonra kopmuştum, aklım darmadağın olmuştu. Filmin sonundaysa kendimi tam bir salak gibi hissetmiştim. Nihayetinde, egomu korumak adına, anlamadığım için filme ve yönetmene söven “genel izleyici kitlesi”nden birine dönüşüvermiştim. Sonra fark etmiştim ki film bitmiş çoktan, ben dumura uğramış bir yaratık olarak saf saf ekrana bakakalmıştım. Kafamda sahneleri ve senaryoyu oturtmaya çalışırken, kalkıp yatağıma yatamamışım. “Abi dur ben burayı şöyle anladım, insanlar da öyle mi demiş acaba?” diye diye bi ton internet sayfasında dolaşmışım, sabahın dördü olmuş, gözlerim kızarmış; fakat hala 2+2=4 kesinliğinde bir cevaba ulaşamamışım. En sonunda sevgili Lynch de dememiş mi ki “Bu filmden ne anlıyorsanız bu film odur”, “Hay allah razı olsun! Ben bi gidip yatayım yarın dinç kafayla bir daha bakarım” sevinciyle ertesi güne ermeye davranmışım; ancak yatınca uyuyabilmek ne mümkün? Adamın birinin rüyasında gördüğü korkunç yaratığı, sürekli gittiği kafede birine anlatan ve sonra o yaratığı dışarıda, duvarın ardında görüp de öldüğünü, dakikalar önce izleyen ben değil miydim? Olur ya ben de biraz sonra, her zaman rüyamda gördüğüm ama tanımadığım o adamı görür de yarın sabah uyandığımda karşı evin kaldırımında o adamı görüp ölürsem? Ya sonra hopp diye, oyun oynamayı seven bir yönetmenin/yazarın beynine girip rüya gibi film ya da film gibi rüyanın kahramanı olursam?
Hâlâ öyle midir bilmem ama ilkokuldayken tatil dönüşlerimizde “Tatilde neler yaptık?” sorusuna cevaben kompozisyonlar yazardık. Şimdi eskilerden bir filmi yazımın konusu olarak ele alırken, aklıma işte bu ilkokul günlerim geldi. Nereden çıktı şimdi bu demeyin; zira şimdi o günlerden esinlenerek “Tatilde izlediğim filmler” tadında, tatilin en büyük nimeti olan “boş zaman”larımda izlediğim bazı filmleri filmkeyfi takipçileriyle paylaşmak istiyorum. Öncelikle ortalama bir izleyici olarak beğenimi kazanan, “kaliteli bir film” diyebileceğim Son Metro ile açılışı yapayım. “Kaliteli” dedim; çünkü sinemanın 3 altın anahtarı olan yönetmen-oyuncu ve hikayenin güçlü biçimde birbiriyle kucaklaşması bu film. Fransız Sineması’nda yönetmen olarak öncelikle anılan isimlerden biri olan François Traffaut yönetmindeki bu filmde, Gérard Depardieu ve Catherine Deneuve başrolleri paylaşıyorlar. 1980 yapımı olan film, 1940′lı yıllarda; yani 2. Dünya Savaşı sırasında Naziler’in Fransa’ya kadar uzandığı bir dönemde geçiyor.