Archive for the ‘Vizyon’ Category

kolera günlerinde aşk

Çarşamba, Mart 12th, 2008

Bir illüzyon mu yoksa gerçek mi tartışılır olan “ilk görüşte aşk”ı yaşamak için, 51 yıl 9 ay ve 4 gün beklemek mümkün müdür?

Kimilerine göre evet, kimilerine göre hayır. Aslında bu soruyu sordurtan tam olarak da aşktır ki varlığı üzerine kafa yormaya yeltenmek bile gerçeği aşıp başka boyutlara erişmeyi gerektirir, diye düşünüyorum. Bu yüzden de Gabriel Garcia Marquez‘in dünyasından mürekkebe dökülen aşkı okuduğumuzda her şey mümkün gibi görünebilir. Ki edebiyatta “büyülü gerçeklik” dediğimiz şey tam olarak da gerçeğin ve hayalin iç içe geçmesi, aradaki ince farkın ortadan kalkması; yani gerçek olamayacak bir şeyin bile mümkün olabilir gibi anlatılması ve algılanmasıdır. Ancak okurların hayal dünyalarında zaten binlerce kez filme çekilmiş bir romanı, tek bir beyin film haline getirdiği anda; romanda “mümkün” olabileceğini düşlediklerimiz, birdenbire “hadi canım sen de” yorumlarına yol açabilir. Şöyle ki Kolera Günlerinde Aşk‘ta, ilk gördüğü anda vurulduğu kadını 50 küsür yıl bekleyebilcek kadar aşk insanı, saf kalpli, şairâne bir adamın sevdiği kadını bekleyiş serüvenini, beyazperdede 2 saat süreyle izlerken yeterince absürd bulabiliriz. Her ne kadar romanı okumadan filmi izlemiş olsam da şu kadarını tahmin edebiliyorum: Benim bildiğim Marquez, bir aşkı bu kadar sığ anlatmamıştır. Kaldı ki alt metinlere yer veren, derinliği olan romanları sinemaya uyarlamak bir yönetmenin fellik fellik kaçması gereken bir durumdur kanımca. Zira sinemanın da belli imkanları var ve illâ da bu sınırları zorlayarak okuyucuların hayal dünyalarına tecavüz etmek, yeterince nâhoş. Bu nedenle edebiyat uyarlamalarına önyargılı yaklaşanları yeterince haklı bulurum. Ancak romanı okumadan sadece bir “film” olarak izlediğimde de -özellikle filmin ilk sahnelerinde- başarısızca yapılmış ihtiyar makyajı, rahatsızlık verecek derecede batıyor. Başrol oyuncuları ise -İhtiyarlara Yer Yok filminde de karşımıza çıkan Javier Bardem ve Ferzan Özpetek’in Karşı Pencere filminden tanıdığımız Giovanna Mezzogiorno- başarılı performans sergiliyorlar; ancak yine de konuştukları aksanlı İngilizce kulağı tırmalıyor.

(more…)

beklenen “ulak” geldi

Cumartesi, Ocak 26th, 2008

Çağan Irmak’ın beklenen filmi Ulak bu hafta vizyona girdi. Kadrosunda Irmak’ın vazgeçilmez oyuncuları Şerif Sezer, Çetin Tekindor, Hümeyra ve Yetkin Dikinciler’i barındıran film bizlere zamansız ve mekansız bir masal anlatıyor. Filmin öyküsü, bir seyyahın uğradığı her köyde anlattığı bir öykü üzerine kurulu. Ulak İbrahim’in öyküsünü, filmdeki farklı karakterlerin anlatısı, rivayeti ve gerçek olay üzerinden ve sondan başa doğru izliyoruz filmde. Bu kurgu, filmin en dikkat çekici özelliği. Gelgelelim hikayenin çok çarpıcı olmaması, sürekli bir ahlaki mesaj verme kaygısı taşıması, seyirciyi “ağlatmak” için gereksiz çaba sarfetmesi filmin olumsuzluklarından. Filmin bir diğer “garipsenebilir” yanı ise, aynı oyuncuların Babam ve Oğlum’daki rolleriyle paralel rollerde karşımıza çıkması ve seyircinin ister istemez iki film arasında çağrışımlar yaşaması gibi gözüküyor. Çok başarılı oyunculuk performanslarına rağmen hikayedeki eksiklikler -mesela çarpıcı bir son- büyük beklentilerle vizyona giren filmde bu beklentilerin karşılanıp karşılanmayacağı konusunda soru işaretleri uyandırıyor.

Sinemalarda bu hafta

Pazar, Aralık 16th, 2007

Bu hafta vizyona giren filmler arasında yerli yapımlar göze batıyor. Bunlardan tabi ki en iddialısı, güçlü senaryosu ve oyuncu kadrosuyla öne çıkan -bu sayfalarda da duyurduğumuz- Kabadayı filmi. Bir diğer yerli film, konusunu Sezen Aksu şarkılarından alan O Kadın. Bu hafta sinemalardaki üçüncü Türk filmi ise yine dram ağırlıklı içeriğiyle ve yönetmeni Safa Önal’ın da deyimiyle tam bir “Yeşilçam filmi” olan Hicran Sokağı.

Haftanın diğer iki filmi ise çizgi film/animasyon türünde eğlenceli yapımlar. Arı Filmi, dublajlı versiyonunda Cem Yılmaz’ın sesiyle ön plana çıkıyor. Alvin ve Sincaplar ise televizyonda yıllardır yayınlanan bir çizgi dizinin beyazperde uyarlaması. Hatırlayanlar olacaktır, ülkemizde de yıllarca yayınlanmıştı Alvin, Simon ve Theodore isimli sevimli sincapların yeraldığı bu dizi.

İyi seyirler..

3:10 Yuma trenine yeriniz hazır

Perşembe, Kasım 8th, 2007

1957 yapımı bir Western filminin yeniden çekimi olarak karşımıza çıkan “3:10 Yuma”,  Russell Crowe, Christian Bale gibi büyük oyuncularıyla göz dolduruyor.

Kanun kaçağı Ben Wade (Crowe) yakalanmıştır ve adalet önüne çıkarılması için Yuma’ya gidecek 3:10 hareketli trene yetiştirilmesi gerekmektedir. Fakat Wade gibi usta bir haydutla yol boyu başa çıkmak hiç kolay olmayacaktır. Tutukluyu trene yetiştirmek üzere yola çıkan grupta kendi halinde bir çiftçi olan, savaş malulü Dan Evans (Bale) da vardır. Başlangıçta bu tehlikeli görevi 200 dolar uğruna kabul eden Evans için bu serüven, daha sonra, çocuklarının gözünde bir tür “kahraman” olma çabasına dönüşecektir. Çünkü yoksulluk içinde yaşayan ve çocuklarının nezdinde saygınlığını yitirmiş bir adamdır o. Yolculuk süresince bu gözüpek ve dürüst çiftçiyle, geçmiş günahlarından pişman, farklı bir “kötü adam” portresi çizen Wade’in birbirlerinden öğrenecek çok şeyleri olacaktır.
Başarılı oyunculuk ve senaryosuyla, iki saatlik bol aksiyonlu, silahlı, kovalamacalı bu Western filmi şu an vizyonda. Biletlerinizi ayırtın.

Farklı Bir Otobiyografi: Persepolis

Cumartesi, Kasım 3rd, 2007

Marjane Satrapi’nin çok satan çizgiromanından beyazperdeye aktarılan Persepolis, geçtiğimiz günlerde Filmekimi‘nin açılış filmi olarak ülkemizde gösterime girmiş, ardından da sinemalarda yerini almıştı. İranlı liderlerin tepki gösterdiği film, İranlı bir genç kadının çocukluğundan itibaren ülkesinde ve Avrupa’da yaşadıkları, hissettikleri üzerine kurulmuş otobiyografik bir hikaye sunuyor bizlere. Tepkilerle karşılaşınca ve hikayenin merkezinde de komşumuz İran olunca epeyce merak uyandırmıştı film ülkemizde de. Her ne kadar filmin -ve çizgiromanın tabi- öyküsü siyaset ekseninden ayrılmasa da, politik ya da -hele hele- propaganda filmi sıfatı taşımıyor Persepolis.

Çocukluğu Tahran’da geçen, devrim yanlısı aile ve akrabalarıyla büyüyen Marjane, Şah’ın devrilmesinin ardından karşılaşılan tüm sıkıntıları bizzat yaşamıştır. Yakınlarını kaybetmenin üzüntüsüne ülkenin gittikçe baskıcı bir rejim altına girmesi ve Irak savaşının patlak vermesi de eklenir. Kızlarının politik duruşu ve “dobra”lığını bilen ailesi, yeni rejim altında her daim “diken üstünde” olacağını bildikleri için onu Avrupa’ya göndermeye karar verirler. Çocuklukta yaşadığı acıların yüküyle, aileden uzaklarda bir başına kalan küçük Marjane’in genç kızlığa geçiş süreci kolay olmayacaktır. Kendisini “öteki” olarak gören diyarlarda yeni arkadaşlıkları ve aşkları derin izler bırakacaktır yaşamında. O artık hem kendi ülkesinde hem de yabancı bir ülkede “yabancı” olmanın sıkıntısını çekecek olan bir kızdır.

Anlatmaya çalıştığım üzere film, “öcü İran” temasından çok, bir genç kızın hayatından kesitler sunma üzerine kurgulanmış. Anlatımı yalın olan filmin kendisi de, alışık olduğumuz Disney ya da Pixar animasyonlarından farklı olarak, sade ve göze hoş gelen çizgilerle bezeli bir animasyon. Son bir hatırlatma: 60.Cannes Film Festivali’nde Jüri Ödülü kazanan, En İyi Yabancı Film dalında Oscar aday adayı Persepolis hala vizyonda.

Serbest Bölge

Çarşamba, Eylül 19th, 2007

Ortadoğu’da bitmek bilmeyen savaş ve birbirine düşman ülkeler..Bu ülkelerin tam ortasında bir Serbest Ticaret Bölgesi..ve farklı anlatımıyla dikkatimizi bu topraklara çeken bir film:Serbest Bölge..İsrailli yönetmen Amos Gitai’nin son filmi Serbest Bölge, savaşlarla yorgun düşmüş toprakları 3 kadın üzerinden anlatıyor bizlere: Kocasının 30000 dolar alacağını tahsil etmek için Amerikalı ortağının peşine düşüp sınırlar aşan İsrailli Hanna (Hana Laszlo), nişanlısından yeni ayrılmış davetsiz yol arkadaşı Amerikalı Rebecca (Natalie Portman) ve bu ikiliye sonradan dahil olan Filistinli Leyla (Hiam Abbass). Ezeli düşman iki toplum, Arap ve Yahudilerin, yaşamlarının aslında nasıl içiçe geçtiğini gösteren filmde, tarafların birbirlerini anlamaya çalıştıklarında kimi sorunlarını halledebilecekleri de anlatılmaya çalışılmış. Hollywood’un “şaşaalı” aksiyon sahnelerine alışık bünyeler için filmin akışı biraz “ağır” gelse de, gerek anlatım biçimi gerekse kültürel çeşitliliğiyle başarılı bir film Serbest Bölge. Hanna ve Rebecca’nın birlikte arabada yol aldığı sahnelerde, akıp giden yol sahneleri ve karakterlerin hatıralarını içeren sahneler üstüste bindirilerek (superimposition) farklı ve güzel bir anlatım yolu denenmiş. Hele ki filmin başlangıç sahnesinde Ağlama Duvarının önünde arabanın içinde Natalie Portman’ın 7 dakika süren hıçkıra hıçkıra ağlama sahnesi, fondaki “yanık” İsrail halk türküsü eşliğinde filmin en çarpıcı yanı olarak karşımıza çıkıyor.

Arapça, İbranice, İngilizce ve İspanyolca diyalogların birarada karmakarışık halde kullanılması o bölgenin kendine özgü “karmaşıklığı”nı anlatması açısından önemli yer tutuyor. Diğer vizyon filmleriyle yarışacak boyda olmasa da, farklı bakış açısı arayanlar için bu 2005 yılı İsrail/Belçika/Fransa/İspanya ortak yapımı 90 dakikalık film iyi bir alternatif olabilir.