Valkyrie
Çarşamba, Aralık 31st, 2008
Tarihin akışı tesadüflere mi bağlıdır? Adolf Hitler, İkinci Dünya Savaşı’nın sonunu göremeden ölseydi (öldürülseydi) savaşın seyri nasıl olurdu? Bunun cevabını elbet hiçbir zaman bilemeyeceğiz. Bildiğimiz bir şey varsa, o da kendisine yönelik suikast girişimlerinin defalarca denendiğidir. Bunlardan biri de Albay Claus von Stauffenberg’in girişimiydi. Amaç Valkyrie adlı operasyonla (orjinal ismi Operation Walküre) Hitler’e suikast düzenleyip savaşı sona erdirmekti. Ne var ki, bu hiç de kolay olmayacaktı ve bu yola girenler hayatlarını ortaya koymuşlardı.
Yönetmen koltuğunda Bryan Singer’ı gördüğümüz filmin senaryosu, Olağan Şüpheliler‘in senaristine ait. Başrolde (Albay Stauffenberg rolünde) izlediğimiz Tom Cruise ise hem filmin hem de eleştirilerin odağındaki isim. ABD/Almanya ortak yapımı film, 2 saatlik süresi boyunca izleyiciyi sıkmadan, heyecanı fazla düşürmeden akıcı bir şekilde ilerliyor. Filmdeki atmosfer, savaş filmleri tutkunları için ideal. Gerçek olaydan yola çıkılarak hazırlanan bu başarılı yapım için ufak bir eleştiri: Filme, Alman aksanlı bir konuşma dili hakim olsa daha iyi olmaz mıydı? Valkyrie, 30 Ocak 2009′da Türkiye’de gösterimde.

Hâlâ öyle midir bilmem ama ilkokuldayken tatil dönüşlerimizde “Tatilde neler yaptık?” sorusuna cevaben kompozisyonlar yazardık. Şimdi eskilerden bir filmi yazımın konusu olarak ele alırken, aklıma işte bu ilkokul günlerim geldi. Nereden çıktı şimdi bu demeyin; zira şimdi o günlerden esinlenerek “Tatilde izlediğim filmler” tadında, tatilin en büyük nimeti olan “boş zaman”larımda izlediğim bazı filmleri filmkeyfi takipçileriyle paylaşmak istiyorum. Öncelikle ortalama bir izleyici olarak beğenimi kazanan, “kaliteli bir film” diyebileceğim Son Metro ile açılışı yapayım. “Kaliteli” dedim; çünkü sinemanın 3 altın anahtarı olan yönetmen-oyuncu ve hikayenin güçlü biçimde birbiriyle kucaklaşması bu film. Fransız Sineması’nda yönetmen olarak öncelikle anılan isimlerden biri olan François Traffaut yönetmindeki bu filmde, Gérard Depardieu ve Catherine Deneuve başrolleri paylaşıyorlar. 1980 yapımı olan film, 1940′lı yıllarda; yani 2. Dünya Savaşı sırasında Naziler’in Fransa’ya kadar uzandığı bir dönemde geçiyor.
Hayatınız sona ermeden önce yapmak istediğiniz şeyleri düşündünüz mü hiç? Peki bunlardan bir liste hazırladınız mı? “Şimdi Ya Da Asla” (The Bucket List) tam da bu konu üzerine bir film. Biri çok zengin ama yalnız, diğeri ise fakir ama mutlu iki yaşlı adamın hayatları bir hastane odasında kesişir. Bundan sonrası, şu dünyadan göçmeden önce (to kick the bucket) yapmak istediklerini gerçekleştirecekleri dram ve komedi yüklü bir macera olacaktır.
Çağan Irmak’ın beklenen filmi Ulak bu hafta vizyona girdi. Kadrosunda Irmak’ın vazgeçilmez oyuncuları Şerif Sezer, Çetin Tekindor, Hümeyra ve Yetkin Dikinciler’i barındıran film bizlere zamansız ve mekansız bir masal anlatıyor. Filmin öyküsü, bir seyyahın uğradığı her köyde anlattığı bir öykü üzerine kurulu. Ulak İbrahim’in öyküsünü, filmdeki farklı karakterlerin anlatısı, rivayeti ve gerçek olay üzerinden ve sondan başa doğru izliyoruz filmde. Bu kurgu, filmin en dikkat çekici özelliği. Gelgelelim hikayenin çok çarpıcı olmaması, sürekli bir ahlaki mesaj verme kaygısı taşıması, seyirciyi “ağlatmak” için gereksiz çaba sarfetmesi filmin olumsuzluklarından. Filmin bir diğer “garipsenebilir” yanı ise, aynı oyuncuların Babam ve Oğlum’daki rolleriyle paralel rollerde karşımıza çıkması ve seyircinin ister istemez iki film arasında çağrışımlar yaşaması gibi gözüküyor. Çok başarılı oyunculuk performanslarına rağmen hikayedeki eksiklikler -mesela çarpıcı bir son- büyük beklentilerle vizyona giren filmde bu beklentilerin karşılanıp karşılanmayacağı konusunda soru işaretleri uyandırıyor.
Kariyer sahibi ve varlıklı bir kadın..Kendisi gibi varlıklı bir işadamı..Evlilikle sonuçlanması beklenen ilişkileri..Derken..Ortaya çıkıveren “özgür” ruhlu bir müzisyen..”Esas kız”ın aklını çelen bu müzisyenle birlikte oluşan “üçlü” ilişkiler ağı..ve kaçınılmaz son..Gözyaşı..
