Archive for the ‘Dram’ Category

Valkyrie

Çarşamba, Aralık 31st, 2008

Tarihin akışı tesadüflere mi bağlıdır? Adolf Hitler, İkinci Dünya Savaşı’nın sonunu göremeden ölseydi (öldürülseydi) savaşın seyri nasıl olurdu? Bunun cevabını elbet hiçbir zaman bilemeyeceğiz. Bildiğimiz bir şey varsa, o da kendisine yönelik suikast girişimlerinin defalarca denendiğidir. Bunlardan biri de Albay Claus von Stauffenberg’in girişimiydi. Amaç Valkyrie adlı operasyonla (orjinal ismi Operation Walküre) Hitler’e suikast düzenleyip savaşı sona erdirmekti. Ne var ki, bu hiç de kolay olmayacaktı ve bu yola girenler hayatlarını ortaya koymuşlardı.

Yönetmen koltuğunda Bryan Singer’ı gördüğümüz filmin senaryosu, Olağan Şüpheliler‘in senaristine ait. Başrolde (Albay Stauffenberg rolünde) izlediğimiz Tom Cruise ise hem filmin hem de eleştirilerin odağındaki isim. ABD/Almanya ortak yapımı film, 2 saatlik süresi boyunca izleyiciyi sıkmadan, heyecanı fazla düşürmeden akıcı bir şekilde ilerliyor. Filmdeki atmosfer, savaş filmleri tutkunları için ideal. Gerçek olaydan yola çıkılarak hazırlanan bu başarılı yapım için ufak bir eleştiri: Filme, Alman aksanlı bir konuşma dili hakim olsa daha iyi olmaz mıydı? Valkyrie, 30 Ocak 2009′da Türkiye’de gösterimde.

Kral VIII.Henry’nin yatak odası

Cumartesi, Mayıs 17th, 2008

Şu sıralar ikinci sezonu yayınlanmakta olan The Tudors’ın takipçileri, Kral 8. Henry’yi ve Tudor hanedanlığında dönen entrikaları merak eden tarihseverler, Natalie Portman, Scarlett Johansson ve Eric Bana’yı aynı filmde izlemek isteyenler,27. Uluslararası İstanbul Film Festivalindeki gösterimini kaçıranlar ya da yeniden izlemek isteyenler için Boleyn Kızı (The Other Boleyn Girl) 23 Mayıs’ta ülkemizde vizyona giriyor. İki kızkardeş (Mary ve Anne Boleyn) arasındaki aşk ve iktidar mücadelesi ve İngiltere tarihinin en çok merak edilen dönemini yansıtan film, Philippa Gregory’nin kitabından senaryolaştırılmış. Her ikisi de kralın yatağını paylaşan Boleyn kızları arasındaki mücadeleyi kazanan ve kısa süreli de olsa saltanata erişecek olan Anne Boleyn’in kızı Elizabeth de İngiltere tarihinde ismi çokça anılan bir kraliçe olarak bilinecektir. Ki kendisinden 4oo yıl sonra tahta çıkan “adaşı” 2. Elizabeth’in ülkemizi ziyaretinin izleri tazeliğini korurken, tarihi filmlerden hoşlananların bu kadrosu güçlü filmi kaçırmaması önerilir.

Son Metro (Le Dernier Métro)

Pazar, Şubat 3rd, 2008

Hâlâ öyle midir bilmem ama ilkokuldayken tatil dönüşlerimizde “Tatilde neler yaptık?” sorusuna cevaben kompozisyonlar yazardık. Şimdi eskilerden bir filmi yazımın konusu olarak ele alırken, aklıma işte bu ilkokul günlerim geldi. Nereden çıktı şimdi bu demeyin; zira şimdi o günlerden esinlenerek “Tatilde izlediğim filmler” tadında, tatilin en büyük nimeti olan “boş zaman”larımda izlediğim bazı filmleri filmkeyfi takipçileriyle paylaşmak istiyorum. Öncelikle ortalama bir izleyici olarak beğenimi kazanan, “kaliteli bir film” diyebileceğim Son Metro ile açılışı yapayım. “Kaliteli” dedim; çünkü sinemanın 3 altın anahtarı olan yönetmen-oyuncu ve hikayenin güçlü biçimde birbiriyle kucaklaşması bu film. Fransız Sineması’nda yönetmen olarak öncelikle anılan isimlerden biri olan François Traffaut yönetmindeki bu filmde, Gérard Depardieu ve Catherine Deneuve başrolleri paylaşıyorlar. 1980 yapımı olan film, 1940′lı yıllarda; yani 2. Dünya Savaşı sırasında Naziler’in Fransa’ya kadar uzandığı bir dönemde geçiyor. (more…)

Ben Ölmeden Önce…

Salı, Ocak 29th, 2008

Hayatınız sona ermeden önce yapmak istediğiniz şeyleri düşündünüz mü hiç? Peki bunlardan bir liste hazırladınız mı? “Şimdi Ya Da Asla” (The Bucket List) tam da bu konu üzerine bir film. Biri çok zengin ama yalnız, diğeri ise fakir ama mutlu iki yaşlı adamın hayatları bir hastane odasında kesişir. Bundan sonrası, şu dünyadan göçmeden önce (to kick the bucket) yapmak istediklerini gerçekleştirecekleri dram ve komedi yüklü bir macera olacaktır.

Akademi ödüllü iki usta oyuncu Jack Nicholson ve Morgan Freeman’la The Bucket List bu cuma (1 Şubat) vizyonda.

(more…)

beklenen “ulak” geldi

Cumartesi, Ocak 26th, 2008

Çağan Irmak’ın beklenen filmi Ulak bu hafta vizyona girdi. Kadrosunda Irmak’ın vazgeçilmez oyuncuları Şerif Sezer, Çetin Tekindor, Hümeyra ve Yetkin Dikinciler’i barındıran film bizlere zamansız ve mekansız bir masal anlatıyor. Filmin öyküsü, bir seyyahın uğradığı her köyde anlattığı bir öykü üzerine kurulu. Ulak İbrahim’in öyküsünü, filmdeki farklı karakterlerin anlatısı, rivayeti ve gerçek olay üzerinden ve sondan başa doğru izliyoruz filmde. Bu kurgu, filmin en dikkat çekici özelliği. Gelgelelim hikayenin çok çarpıcı olmaması, sürekli bir ahlaki mesaj verme kaygısı taşıması, seyirciyi “ağlatmak” için gereksiz çaba sarfetmesi filmin olumsuzluklarından. Filmin bir diğer “garipsenebilir” yanı ise, aynı oyuncuların Babam ve Oğlum’daki rolleriyle paralel rollerde karşımıza çıkması ve seyircinin ister istemez iki film arasında çağrışımlar yaşaması gibi gözüküyor. Çok başarılı oyunculuk performanslarına rağmen hikayedeki eksiklikler -mesela çarpıcı bir son- büyük beklentilerle vizyona giren filmde bu beklentilerin karşılanıp karşılanmayacağı konusunda soru işaretleri uyandırıyor.

Sinemalarda bu hafta

Pazar, Aralık 16th, 2007

Bu hafta vizyona giren filmler arasında yerli yapımlar göze batıyor. Bunlardan tabi ki en iddialısı, güçlü senaryosu ve oyuncu kadrosuyla öne çıkan -bu sayfalarda da duyurduğumuz- Kabadayı filmi. Bir diğer yerli film, konusunu Sezen Aksu şarkılarından alan O Kadın. Bu hafta sinemalardaki üçüncü Türk filmi ise yine dram ağırlıklı içeriğiyle ve yönetmeni Safa Önal’ın da deyimiyle tam bir “Yeşilçam filmi” olan Hicran Sokağı.

Haftanın diğer iki filmi ise çizgi film/animasyon türünde eğlenceli yapımlar. Arı Filmi, dublajlı versiyonunda Cem Yılmaz’ın sesiyle ön plana çıkıyor. Alvin ve Sincaplar ise televizyonda yıllardır yayınlanan bir çizgi dizinin beyazperde uyarlaması. Hatırlayanlar olacaktır, ülkemizde de yıllarca yayınlanmıştı Alvin, Simon ve Theodore isimli sevimli sincapların yeraldığı bu dizi.

İyi seyirler..

Alone(Twin)

Pazar, Aralık 9th, 2007

null
2007 yılı Thailand yapımı filmin yönetmenleri( Banjong Pisanthanakun, Parkpoom Wongpoom) Shutter filminden sonra tekrar harekete geçerek bir korku filmi daha yapmaya karar vermişler ve ortaya Alone çıkmış.Shutter kadar etkileyici olduğunu söyleyemeyeceğim bunun sebebi oyuncular ve oyunculukları ancak yinede bazı görsel kısımlar oldukça etkileyici sunulmuş.

Film gerilim etkili bir sahneyle başlıyor ilk karede genç bir bayan görüyoruz bu Pim(Masha Wattanapanich).Daha sonra Pim’in anlatımıyla anlıyoruz ki aslında Pim yıllar önce karınlarından ayrılmış siyam ikizlerinden biri.Diğer kardeşi Ploy ise bu ayrılma operasyonu sırasında hayatını kaybetmiş.Pim sürekli bunun kaybını ve üzüntülerini taşıyor ve bir bakıma kendisi yaşadığı için bir suçluluk duygusu içine giriyor.Annesinin rahatsızlığı üzerine küçüklük hatıralarının gizlendiği eski evine geri dönmesiyle birlikte kız kardeşinin ruhu sık sık kendisine görünmeye başlar. (more…)

O Kadın

Perşembe, Kasım 29th, 2007

Kariyer sahibi ve varlıklı bir kadın..Kendisi gibi varlıklı bir işadamı..Evlilikle sonuçlanması beklenen ilişkileri..Derken..Ortaya çıkıveren “özgür” ruhlu bir müzisyen..”Esas kız”ın aklını çelen bu müzisyenle birlikte oluşan “üçlü” ilişkiler ağı..ve kaçınılmaz son..Gözyaşı..

Peki bu klişe masalı farklı kılan ne? Tabi ki filmin omurgasını oluşturan “Sezen Aksu Şarkıları”. Hepimizi zaman zaman -ama az ama çok- etkileyen, ağlatan, neşelendiren Sezen Aksu şarkılarının başrolde “oynadığı” bir film, O Kadın. Hikayesindeki “duygu”nun diyaloglardan ziyade şarkı sözleriyle ifade edildiği filmde 19 Sezen Aksu şarkısı yer alıyor.

(more…)

Bad Guy (Nabbeun namja)

Cumartesi, Kasım 24th, 2007

Bad Guy
2001/Kim Ki Duk/100 dk.
Son dönemde Uzak Doğu sinemasının hızlı çıkışının hepimiz farkındayız.Farklı senaryoları sinemaya yeni bakış açıları katmaya başladı.Özellikle Güney Kore filmleri daha ön planda.Güney Kore’nin en çok tartışma yaratan isimlerinden biri olan Kim Ki Duk’un benzersiz üslubuyla düşüncelerini bize aktardığı 2001 yılı yapımı Bad Guy (Nabbeun namja) filminden bahsetmek istiyorum.Ne kadar aşk konusu içersede bir çok kişiyi özellikle kadınları kızdıracak bir senaryoya sahip diyebilirim.Film Han-ki(Jae-hyeon Jo) isimli karakterin 21 yaşındaki üniversiteli bir kızı(Sun-hwa) sokağın ortasında öpmesiyle başlar.İlk başta çok saçma gelebilir hepinize ama daha sonra herşey farklı bir yol alır.Üniversiteli kız herkesin içinde kendisinden özür dilemesini bekler, onu küçük düşürür ve bu durum karşında Han-ki kendisine yakın tutmak hemde gururunu kırması nedeniyle kızı fuhuş batağının içine sokar.
(more…)

Farklı Bir Otobiyografi: Persepolis

Cumartesi, Kasım 3rd, 2007

Marjane Satrapi’nin çok satan çizgiromanından beyazperdeye aktarılan Persepolis, geçtiğimiz günlerde Filmekimi‘nin açılış filmi olarak ülkemizde gösterime girmiş, ardından da sinemalarda yerini almıştı. İranlı liderlerin tepki gösterdiği film, İranlı bir genç kadının çocukluğundan itibaren ülkesinde ve Avrupa’da yaşadıkları, hissettikleri üzerine kurulmuş otobiyografik bir hikaye sunuyor bizlere. Tepkilerle karşılaşınca ve hikayenin merkezinde de komşumuz İran olunca epeyce merak uyandırmıştı film ülkemizde de. Her ne kadar filmin -ve çizgiromanın tabi- öyküsü siyaset ekseninden ayrılmasa da, politik ya da -hele hele- propaganda filmi sıfatı taşımıyor Persepolis.

Çocukluğu Tahran’da geçen, devrim yanlısı aile ve akrabalarıyla büyüyen Marjane, Şah’ın devrilmesinin ardından karşılaşılan tüm sıkıntıları bizzat yaşamıştır. Yakınlarını kaybetmenin üzüntüsüne ülkenin gittikçe baskıcı bir rejim altına girmesi ve Irak savaşının patlak vermesi de eklenir. Kızlarının politik duruşu ve “dobra”lığını bilen ailesi, yeni rejim altında her daim “diken üstünde” olacağını bildikleri için onu Avrupa’ya göndermeye karar verirler. Çocuklukta yaşadığı acıların yüküyle, aileden uzaklarda bir başına kalan küçük Marjane’in genç kızlığa geçiş süreci kolay olmayacaktır. Kendisini “öteki” olarak gören diyarlarda yeni arkadaşlıkları ve aşkları derin izler bırakacaktır yaşamında. O artık hem kendi ülkesinde hem de yabancı bir ülkede “yabancı” olmanın sıkıntısını çekecek olan bir kızdır.

Anlatmaya çalıştığım üzere film, “öcü İran” temasından çok, bir genç kızın hayatından kesitler sunma üzerine kurgulanmış. Anlatımı yalın olan filmin kendisi de, alışık olduğumuz Disney ya da Pixar animasyonlarından farklı olarak, sade ve göze hoş gelen çizgilerle bezeli bir animasyon. Son bir hatırlatma: 60.Cannes Film Festivali’nde Jüri Ödülü kazanan, En İyi Yabancı Film dalında Oscar aday adayı Persepolis hala vizyonda.